Düzce çıkar ve rant savaşlarının gölgesinde ‘görev adamlarına’ hasret kaldı. Her adımı menfaat her adımı kişisel beklenti olan kişiler, Düzce’ye hizmet etmek için seçilen ya da atanan idarecilere adeta kan emiciler gibi yapışıyor. Sadece kendilerini, yakınlarını ya da akrabalarını ihya etmeye programlı bu menfaatçilerin şehre zararı ise saymakla bitmiyor. Düzce’nin gelişmesinin önünde büyük bir engel olarak duran çıkar kesimleri yüzünden yanlış yönlendirilen idareciler, sık sık vatandaşın eleştirileri ile de mücadele etmek zorunda kalıyor.
“Bu memlekette maalesef ‘Olmasaydın olmazcılar’ var”
Sosyal medya üzerinde yapılan bir paylaşım ışığında bu konuyu programına taşıyan Öncü Medya Genel Yayın Yönetmeni Sadullah Ünsal, şunları söyledi:
“Hafta sonuna doğru Murat Postoğlu, bir paylaşım yaptı. İşin özünde; ‘Faruk Özlü olmasa, hepiniz hiçsiniz.’ dedi. Sosyal medyada bu paylaşım birçok yorum aldı ve iyi bir ses getirdi. Şimdi sıfır ne kadar olursa olsun, başına 1 koymadıktan sonra bir anlam ifade etmiyor. Biz Düzce’de genelde siyaset konuşuyoruz. Biz siyaset konuşuyoruz, ama herkes konuşmuyor, konuşuyor gibi yapıyor. Söylediğimiz konularda, anlattığımız hususlarda, toplumda bir etkileşim var. Neden? Çünkü bizden başka konuşan yok… Eğrisi ile doğrusu ile bir Sadullah Ünsal konuşuyor veya bir Öncü konuşuyor. ‘Sen eğriyi konuşuyorsun…’ O zaman sen doğrusunu konuş. Yaklaşık 25 seneden bu yana bu sektörün içindeyiz aşağı yukarı. ‘Ne öğrendin veya ne biliyorsun?’ dediğinizde, ben şunu çok iyi gördüm; söylemleri ile eylemleri ile çok namuslu görünen bürokrat gördüm. Siyasetçi, iş dünyası veya STK, bunlarda bu emareler olmuyor. Ben senin namuslu, ahlaklı olduğunu, senden duymayayım. Cemiyetinden, cemaatinden, çevrenden, sağından ve solundan duyayım. ‘Benim akçeli işlerle işim olmaz, ben çok dürüst adamım’ bunlar yalan, hayatın yalanı bunlar. Ama Murat Postoğlu’nun dediği gibi hayatın bir gerçeği var; ‘Olmasaydınız, olmazdık’ diyor. ‘Olmasaydın olmazcılar’ var bu memlekette maalesef.”
“Önemli olan toplumda bir hoş seda bırakabilmektir”
Düzce için doğruyu konuşmaya devam edeceğini vurgulayan Ünsal, sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi sayılı günler çabuk geçer… Düzce’de belediyelerde ve bürokrasilerde biz farklı konuları eleştiriyoruz. Biz her şeyi Allah’tan vahi almıyoruz ki; doğru olsun. Ama doğrunun peşinde olmaya çalışıyoruz. Bir de bizden başka konuşan yok, konuşmayan meslektaşlarımız da bizleri eleştiriyor. Yani ‘Burada eğri bir iş var, burada eksik bir şey var, hatalı bir şey var.’ diyen de yok, yiyene de laf söyleyen çok. Peki, bu girdaptan nasıl çıkılacak? Bakın sayılı gün çabuk geçer… Yıllar, aylar geçer, zamanlar biter, gider. Önemli olan toplumda bir hoş seda bırakabilmektir.”
“Faruk Özlü olmasaydı bir hiç olacak ‘hiçler’”
İş, siyaset ya da bürokraside her yönüyle ‘düzgün’ olarak nitelendirilecek çok fazla insan olmadığına işaret eden Ünsal, şunları söyledi: “Yani ben şöyle söyleyeyim; bu memlekette ‘Çok namusluyum’ diyen siyasetçinin, ‘Çok namusluyum’ diyen bürokratın, ‘Çok namusluyum’ diyen iş adamının sözüne inanmamayı öğrendim. Bana sen, ‘sen namuslusun, namussuzsun, akçeli işlere dokunursun- dokunmazsın. Parayla, mevkiiyle, yetkiyle benim işim olmaz’ deme. Onu başkaları desin. Sonuç, konuya girdiğimiz yere geliyorum; Faruk Özlü olmasaydı bir hiç olacak ‘hiçler’ o kadar bir şeymiş gibi konuşuyor ki, yıllardır beraber yol arkadaşlığı yaptığı Murat Postoğlu da buna bir tavır koymuş ve demiş ki; “Faruk Özlü olmasaydı, siz hiçbir şeysiniz.” Yani sıfırın yanında, bir sıfır gibiler. Hani o sıfırın yanına bir gelirse, iki gelirse rakamlar oluşuyor ya; bunlar tam bir sıfır. İşte bu sıfırlar, öyle bir namus, ahlak ve beytülmal sahibi olmuşlar ki. Oradan baktığınız zaman şöyle bir şey çıkıyor ortaya; bir psikiyatra sorduğunuz zaman, bu toplumdaki rahatsızlık sayısına baktığınız zaman dışarıda bulunanlar hastaneye yatmalı, hastanede yatanlar dışarıya çıkmalı. Yani bu memlekette, Faruk Özlü’nün etrafında kümelenen bu hiçler o kadar namuslu, o kadar ahlaklı ki, memlekette edebi, edepsizden öğretecek kadar insanlar. Postoğlu; gönlüne, eline sağlık güzel bir şeye temas etmişsin, biz de ‘bunu burada değerlendirelim’ dedik.”